|
::.::..ÇİFTEHAN
KAPLICALARI |
Niğde’ye 75 km. uzaklıkta,
Ulukışla-Adana yolu üzerinde bulunan Çiftehan Kaplıcası
çeşitli kaynaklardan toplanan sulardan meydana gelmiştir.
Suyun sıcaklığı 53 C, 49 C, 52 C ve 22 C arasında
değişmektedir. Kaplıcadan saniyede toplam 20 lt. su
çıkmaktadır. Genel olarak ifade etmek gerekirse, kaplıca
tedavisinin mevsimi yoktur. Ancak gelenekler, bu konuda
bir mevsim ortaya çıkarmıştır. Daha doğrusu, kişi, kendine
uygun bir zaman seçmekle birlikte en uygun mevsim ve zaman
ILKBAHAR ve SONBAHAR' dır . Azami kaplıcadan faydalanmak
için ;
Çok geniş bir beslenme
alanca sahip Çiftehane termal alanındaki termal kaynak
Çiftehan fayına dik olarak kuzey, kuzeybatı yönlü faydan
çıkmaktadır.Önceki yıllarda 3 adet termal su kaynağı
bulunan kaplıcanın günümüzde doğal boşalım 2 noktadan
oluşmakta ve ancak sondaj kuyusunda üretim olmadığı
zamanlarda akis görülmektedir. Toplam debi 3lt/sn
civarındadır.
1969 yılında İstanbul Tip Fakültesinin incelemelerinde
termal kaynak sularının sıcaklarının 52 derece olarak
ölçülmüş olup, daha sonraki ölçümlerde MTA tarafından 44,5
derece olarak belirlenmiştir.
Bu kaplıcadan romatizma, kadın hastalıkları, sinir
hastalıkları, deri hastalıkları, karaciğer ve safra kesesi
hastalıklarının tedavisinde faydalanılmaktadır. Kaplıca
çevresinde tesisler kurulmuştur. Suyu acı olup, tuz
miktarı azdır. Bu yüzden de böbreklerin çalışmasında
etkili olmaktadır.
Romatizmalılar, nevraljiler ve seker hastaları için yaz
ayları, mide, bağırsak, karaciğer ve sinirle ilgili
hastalıklar için de ilkbahar ve sonbahar ayları daha uygun
mevsimdir. Bir yılda iki kez kaplıca tedavisinde, mayıs ve
eylül ayları seçilebilir.
Kaplıca bir hamam değildir. Şifa gücüne sahip yeraltı su
kaynağı ve birer sağlık yurdudur. Bu nedenle, o kaynaktan
fışkıran suların nasıl ve nerelerde kullanıldığını oralara
gidenlerin biraz olsun bilip öğrenmelerinde her zaman
yarar vardır.
Ülkemiz ikliminin sertliği nedeniyle, ayrıca her kaplıcada
kaloriferli otellerin olmayışı yüzünden insanlarımız,
kaplıcalara çoğunlukla yaz aylarında gitmeyi tercih
etmektedir.
Tedavi süresi:
Kaplıca tedavisinin önemli konularından biri de, kaplıcada
kaç gün kalınacağıdır. Bu süre 21 gün olmakla birlikte
halkımız genellikle kaplıca tedavisini 15 gün olarak
uygular. İçme tedavisi de öteden beri 3 gün olarak
yapılır.
Genellikle üç haftalık ve 21 banyoluk kürlerin tedavi
edici etkisi olduğu, uzmanların ortak görüsüdür. Öte
yandan, özel durumları dikkate alınırsa, her kişiyi 21 gün
kaplıcada tutmanın mümkün olmadığı da düşünülmelidir.
Kaplıca tedavisinin çok uzun süre devam etmesi de
sakıncalıdır. Hastanın alıştığı bir çevreden ayrı,
disiplinli ve yorucu tedavilerle geçen bir hayat tarzı,
hastalarda ruhi bunalımlar yaratabilir.
Hastalar, içme ve kaplıcalara karsı bir tiksinti ve
isteksizlik duymaya baslar. Önemli görülen hastalıklarda,
tedavi süresini, çoğunlukla kaplıca hekimi ayarlayabilir.
Her hastanın durumu değişik olduğundan, tüm hastalara ayni
süre ve ayni çeşit tedavinin uygulanamayacağı açıktır.
Banyoların Süresi:
Kaplıcada ilk banyonun, on dakikalık bir süreyi kapsaması
genellikle kabul edilmiştir. İkinci günden itibaren bu
süre arttırılır ve yârim saate kadar uzatılır görüsü
ağırlıktadır.
Suyun Sıcaklığı: 43 ila 53 derece arasındadır.
Kaplıca Krizi:
Termal Krizi veya Banyo Reaksiyonu da denir. Kaplıcada
tedaviye başlandıktan birkaç gün sonra bazı hastaların hiç
sebep yokken rahatsızlık duymalarına verilen addır.
Kaplıca Krizi, kiriklik, bas ağrısı, basit olaylar
karsısında çok sinirlenmek uykusuzluk, nabzın fazla atisi,
tansiyon düşmesi ya da yükselmesi, iştahsızlık, paslı dil,
kabızlık veya ishal seklinde kendini gösterir.
Romatizmalılarda hasta organlarında rahatsızlık artar,
mafsallar ağrır ve şişer. Kaplıca krizinin nedenleri henüz
uzmanlarca tam belirlenememiştir.
Bu krizin tedavi ile bir ilişkisi olmadığı, bazı
insanların kaplıcaya karsı gösterdiği bir tepki olduğunda
fikir birliğine varılmıştır.
Normal olarak bir-iki gün süren bu rahatsızlıklar,
kendiliğinden kaybolur, hasta yeniden banyolara devam
edebilir.
Bunun dışında bir de "Kaplıca Sonu Yorgunluğu" olarak
bilinen bir durum söz konusudur. Hasta, kaplıca kürünü
bitirip evine döndüğünde hafif bazı rahatsızlıklar
duyabilir. Genellikle evde kısa süreli bir dinlenme ile
geçer. Her durumda doktorunuza danışmanızda fayda vardır.
Dikkat Edilecek Hususlar:
Tedavi süresince vücudunuzu üşütmemeli, yün elbise, kalın
çorap ve kapalı ayakkabı giymelisiniz.
Banyolar, kesinlikle sabahları aç karnına ya da hafif bir
kahvaltıdan bir saat sonra veya aksamları yemekten iki
saat önce alınmalıdır.
Banyodan sonra biraz dinlenme ve istirahat gerekir.
Yatakta terleme süresi geçmeli, terli çamaşırlar
değiştirildikten sonra kısa bir yürüyüş yapmalıdır.
Banyolara tok karnına girmek sakıncalıdır.
Dört-beş banyodan sonra özellikle içme için tedavide
kasınmaya benzer durumlar ortaya çıkabilir. Bunlar
önemsizdir. Bir süre sonra kaybolur.
Günde en çok iki banyo tercih edilmelidir. Ağır hamur
tatlılardan uzak durmalı, yağsız ızgara ve haşlamalar
yenilmelidir. Özellikle taze ekmekten kaçınmalıdır. Bol
sebze yemekleri ve meyve yemenin faydaları bilinmektedir.
Sıvı ihtiyacını maden sularından veya normal içme suyundan
karşılamakta fayda vardır. Şişelerde satılan meyve
sularından ve esanslı gazozlardan kaçınmalıdır.
Hangi Kaplıcaya Gidilmeli ?
Kaplıca seçiminde genellikle uygulanan yöntem; daha önce
şifa bulan bir yakinimizin önerisi ya da belli bir
rahatsızlığa iyi geldiği yaygınlaşmış bir kaplıcanın
seçimi seklinde olmaktadır.
Gerçekte bilim dünyasının vardığı genel kani, her
kaplıcanın faydalı olduğu, gerçek kıyaslamanın ise ancak
kimyasal ve fiziksel özelliklerinin bilinmesiyle
yapılabileceğidir.
Bu açıdan bakınca, kaplıca seçiminde etken olması gereken
temel faktörlerin sahip olduğunuz maddi imkânlar,
kaplıcanın yasadığınız yere uzaklığı, şifalı suyun
niteliği, isi derecesi, iklim durumu ve yöredeki sosyal
tesisler olduğunu kabul edebiliriz.
Uzmanların Tavsiyeleri:
Konunun uzmanları özellikle aşağıda belirteceğimiz
durumlarda kaplıca tedavisini sakıncalı bulmaktadırlar :
* Ameliyat geçirmiş ve henüz yarası kapanmamış olanlar,
* Ateşli hastalıklara tutulanlar,
* Kanamalı hastalıkları olanlar,
* Kanserliler,
* Akciğer tüberkülozuna tutulmuş olanlar,
* Hamile ve loğusa kadınlar,
* Regl dönemindeki kadınlar,
* Sirozlular,
* İdrar zorluğu olanlar,
* Yüksek ve değişken tansiyonu olanlar,
* Saralılar,
* Zararlı akil hastaları,
* Astım hastaları.
|